TARİHÇESİ
TARİH ÖNCESİ (PREHİSTORYA)
Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan yolların kavşak noktasında bulunan Kocaeli, ilkçağdan itibaren insanların yerleşmek için uygun bulduğu önemli alanlardan biri olmuştur.Buna karşın Kocaeli içinde ve yakın çevresinde günümüze kadar tarih öncesine ait yalnızca birkaç yerleşim yeri saptanabilmiştir. Yerleşmeye böylesine elverişli bir alanda yalnıza birkaç yerleşim yerinin belirlenmiş olmasının en önemli nedenlerinden biri yeterli arkeolojik araştırma olması diğeri de geçmişe ait izlerin buralarda oturanlar tarafından sürekli olarak tahrip edilmesidir.
Kocaeli ve çevresinde sınırlı olarak yapılan araştırmalarda insanoğluna ait en erken izler, Kefken’in doğusundaki Kovanağzı ve batısındaki Sarısu ağzı ile Pembe Kayalar ve Cebeci sırtlarında görülmektedir.Kovanağzı ile Cebeci sırtlarından elde edilen buluntular ise Orta Paleolitik Çağ!a, Sarısu ağzından elde edilen buluntular ise Orta Paleolitik Çağ!a tarihlenmektedir.Ayrıca yine Kefken burnunda, çeşitli dönemlerde kullanıldığı anlaşılan ve geniş bir alana yayılan çakmaktaşı işlik yerleri bulunmaktadır.Yörede Kalkolitik Çağ’a tarihlenen yerleşim yerlerinden ilki Karamürsel ilçesinin Yalakdere beldesine bağlı Valideköprü Höyüğü’dür.Diğer bir yerleşim yerine ait olabilecek izler Derince ilçesindeki Çene Dağı’nda tespit edilmiştir.Ancak her iki yerleşim yerinde de kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır.Bunların dışında MÖ 1200’lere kadar geçen süre içinde başka bir yerleşim yeri tespit edilememiştir.
İLKÇAĞ MÖ 1200’lerde ve sonraları Bitinya’nın (Bithynia) sınırlarının belirlemeye başladığı dönemlerdir.Bu dönemin başında bölgeye Bebrikler yerleştiğinden bu topraklara Bebrikya denmekteydi.Bu yüzyıllarda Anadolu’ya geçen Frigler, buralarda Bryg adıyla anılmış ve bölgeyi birkaç yüzlük ellerinde tutmuşlardır.Antik kaynaklarda Bitinya bölgesi sınırlarının batıda Misya (Mysia) ve Marmara (Propontis), kuzeyde Karadeniiiz (Pontos Euksinos), doğuda Paflagonya (Paphlagonia), güneydoğuda Galatya (Galatia) ve güneyde Frigya’ya
Bu tarihlerden sonra Yunanistan’daki iç karışıklıklar ve Dor istilaları nedeniyle Anadolu’ya doğru ilerleyen Megaralılar Marmara Denizi’ne girerek İstanbul Boğazına kadar geldi.Megaralıların bir bölü bugünkü İzmit’in karşısında, körfezin güney köşesinde bulunan Başiskele yöresine yerleşerek Astakos kentini kurdu.Bazı kaynaklar ise MÖ 680’de Khalkedon’un (Kadıköy) kurulduğunu, bu taraihten sonra Kalkhedonluların Astakos’u kurduğunu yazar.Astakos Yunanca “ıstakoz” anlamına gelir.MÖ 513’ten İskender dönemine kadar olan zaman içinde bu bölgenin Perslerle mücadele içerisinde olduğunu ve Perslerin boyundurluğu altında kaldığını görüyoruz.Pers egemenliği döneminde Astakoslularla birlikte tüm Bitinya Karadeniz ticaretini büyük ölçüde elinde tutuyordu.MÖ 405’te Spartalılar Astakos, Khalkedon ve Byzantion’u ele geçirerek bölge halkının Boğazlar yoluyla Atina’ya yaptığı hububat ihracına engel oldu.Spartalıların Anadoludaki Yunan kolonilerini ele geçirme istekleri, onların Perslerle birleşerek bu bölgeye saldırmasına yol açtı.Bunun sonucunda Atina açlığa mahkum edildi ve bölge büyük zarar gördü.
|
|
Aksiopios (Sağlık Tanrısı)Heykeli- İzmit |
Kaya Mezarlığı -Ereğli |
Büyük İskender’le başlayan Helenistik dönem içinde ve MÖ 280’lerden sonra Keltler’in (Galatlar) Balkanlar’ı ve Anadolu’yu istilalarını görmekteyiz.Bu dönemde MÖ 4. ve 3. yüzyıllarda Anadulu’da bazı devletlere ortaya çıktı.Bitinya, Pontos,Kapadokya ve Armenya gibi Pers Krallığı’nın uydusu prenliklerden ibaret olan bu devletler daha sonra bağımsızlıkları ilan etti.
İstanbul Boğazı, İzmit Körfezi ve Sakarya2yla sınırlanan Bitinya Krallığı Zipotes tarafından MÖ 328’de kuruldu.Krallık onun oğlu I.Nikomedes döneminde gelişip güçlendi.MÖ 2.Yüzyıl başında Anadolu’yu fetheden Trakya kralı Lysimakhos Astakos’u yaıp yıktı.Kral Nikomedes MÖ 264’te İzmit’in bugünkü yerinde bir kent kurdu.Kente kralın adı verilerek “Nikomedeia” dendi.Harap haldeki Astakos’un halkı da buraya yerleştirildi.Nikomedeis krallığın başkenti oldu.
Bitinya I.Nikomedes döneminde güçlü bir Helenistik krallık haline geldi.Bu hükümdar geniş bayındırlık faaliyetlerinde bulundu ve Helenistik kültürün Bitinya’ya yerleşmesinde önemli rol oynadı.Nikomedes’in dönemin ünlü heykelcisi Bitinyalı Doidales’e tapınakları ve sarayını süsleyen heykeller yaptırdığı bilinmektedir.Bu dönemi izleyen 150 yıl içinde Nikomedeia hızla geliştiyse de sonraki krallar I.Nikomedes kadar etkili olmadı.Son kral IV. Nikomedes Bitinya’yı vasiyet yoluyla Roma’ya bıraktı.Onun MÖ 74’teki ölümüyle Bitinya bir Roma eyaleti oldu.
|
|
Mevsim Heykeli (İlkbahar) II.yy. - İzmit |
Çukurbağ Kazısından II.Yüzyıl Ait Pano |
ROMA VE BİZANS DÖNEMLERİ
Roma döneminde Avrupa’yı Asya’ya bağlayan kara ve deniz yolları üzerinde bulunan Nikomedeia özellikle askeri ulaşım açısından büyük önem taşıyordu.Doğuya, Perslere karşı sefere giden Roma lejyonları Nilomedeia’dan geçmekteydi.Bu dönemde basılan sikkeler üzerinde savaş ve ticaret gemilerine ait kabartmalar görülür.Roma yönetiminde Nıikomedeia’nın en parlak yılları, diğer Roma kentlerinde olduğu gibi Traianus ve Hadrianus’un imparatorluk dönemine rastlar.MS 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun çökmeye başlaması sonucu Nikomedeia da zarar gördü.MS 284’te imparator olan Diocletianus da zamanında Nikomedeia yeniden başkent oldu.Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi konumunda otuz yıla yakın bir süre başkent olarak kaldı.Bu dönemde imparator Diocletianus özellikle bayındırlığa büyük önem vererek Nikomedeia’da kendine saraylar inşa ettirdi.Burada bir silah atölyesi, bir darphane yaptıran Diocletianus, o dönemin Nikomedeia’yasını Roma, Antakya ve İskenerdi.Tüm bu başarılarına karşın Diocletianus MS 305’te kendi isteğiyle iktidarı bıraktı.
Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla kent, Doğu Roma yönetimine geçti. Büyük Constantinus 330’da Byzantion’u (İstanbul) Konstantinopolis adıyla imparatorluk merkezi yapınca Nikomedeia’nın yıldızı sönmeye başladı.Ayrıca MS358 ve 362 yıllarındaki depremlerde büyük zarar gören kent, yarım yüzyıl boyunca harap bir durumda kaldı.Doğu Roma İmparatoru II.Theodosius’un kenti yeniden imar ettirmesi kısa süreli bir canlanma yarattı.Ama Bizans İmparatoru İustinianos’un (527-565) askeri nedenlerle Kadıköy-İzmit yolunu tahrip ettirip kapatması sonucu İstanbul ile Anadolu arasındaki bağlantı,Gemlik Körfezi- Nikaia (İznik) hattını kaydı.Bunun sonucunda da Nikomedeia’nın dünya tarihindeki rolü sona erdi.Daha sonralaro Part ve Arap ordularının Bizans’a saldırıları sırasında kent yağma edildi ve halk büyük zarar gördü.
|
|
Nikomedya Surları |
Aytepe Tümülüsü |
|
|
ANADOLU SELÇUKLULARI VE OSMANLI DÖNEMİ
11.yüzyılda Anadolu’yu egemenliği altına alna Selçuklular Nikomedeia’yı da ele geçirdi.Nikaia’yı alarak kurduğu Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi yapan Kutalmışoğlu Süleymanşah’ı egemenliği altına girdi.Kent I.Haçlı Seferi sırasında İmparator I.Aleksios Komnenos tarafından geri alındı.İstanbul’da Latin İmparatorluğu kurulunca İzmit de 1204-1207 arasında Latinlerin işgalinde kaldı; daha sonra Nikaia İmparatorluğu tarafından geri alındı.
Orhan Gazi döneminde, 1326’da ilk kaptanıderya Karamürsel Alp tarafından şimdiki Karamürsel kıyısında ilk Türk donanması kuruldu.Ardından 1327’de Orhan Gazi’nin komutanlarından Akçakoca Bey Kandıra, Karamürsel ve İzmit Körfezi’nin güneyi ile 1337’de İzmit’in tamamını ele geçirdi.
Orhan Gazi dönemine kadar kentin Nikomedia olan adı, bu dönemde İznikomid ve daha sonra ise İznikmid biçimini aldı.Türkçe kaynaklarda İznikmid olarak geçen kentin adı zamanla İzmit’e dönüştü.Kocaeli adı ise 14. yüzyıl başlarında Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde yöreye akınlar düzenleyerek ele geçiren Akçokoca Bey’in adından kaynaklanmaktadır.1924’te onun anısına yöreye Koca ili anlamında Kocaeli adı verildi.
1337’de şehzade Süleyman Paşa, sancak haline gelen Kocaeli’nin ilk sancakbeyi oldu.Kocaeli I.Mehmed (Çelebi) döneminde Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlandı.Kent 1509’da geçirdiği deprem sonucunda yerle bir oldu.I.Süleyman’ın (Kanuni) 1534’te İzmit’i ziyareti olumlu gelişmeleri beraberinde getirdi ve kent, en parlak dönemini bu padişah zamanında yaşadı.Bu dönemde İstanbul’un yiyecek, yakacak odun ve kereste ihtiyacı
İzmit’ten sağlandı.Anadolu’dan gelen kervanların yükü İstanbul’a en yakın liman olan İzmit’te boşaltılıp, gemilerle İstanbul’a taşındı.Bu nedenle kentte imar faaliyetleri arttı kervansaraylar, han ve hamamlar yapıldı.Osmanlı döneminde İzmit’te ilk tersane I.Selim’in (Yavuz) hüküm sürdüğü yıllarda (1512-1520) kuruldu.Daha sonra III.Selim ve II.Mahmud savaş ve ticaret gemilerinin yapıldığı bu tersanenin modernleşmesi yolunda çalışmalar yaptı.
IV.Murad’ın (1623-1640) tahtta bulunduğu yıllar İzmit’te imar faaliyetlerinin arttığı bir dönem oldu.Bizans’tan bu yana İzmit’te imar faaliyetlerinin arttığı bir dönem oldu.Bizans’tan bu yana İzmit’te ilk saray bu dönemde yapıldı.Abdümecid’in başlattığı Abdülaziz zamanında tamamlanan İzmit Kasrı İstanbul dışında ayakta kalabilen ender Osmanlı saraylarındandır.Kent IV.Murat’ın ölümü ve 1766’da geçirdiği büyük depremin etkisiyle 19. yüzyıla kadar bir durgunluk dönemi yaşadı ve ancak 19. yüzyıldan itibaren tekrar gelişmeye başladı.1844’TE, Abdülmecid’in padişahlığı döneminde İzmit ile İstanbul arasında vapur seferleri düzenlendi.1873’TE DE Haydarpaşa –İzmit demiryolu açıldı.
1867’de “Kocaili livası” merkezi Bursa olan Hüdavendigar vilayetine bağlı bir sancak oldu.Daha sonra kısa bir süre İstanbul vilayetine bağlandı ve II.Aldülhamid döneminde, bağımsız bir sancak (mutasarrflık) durumuna getirildi (1888). Bu dönemin ilk mutasarrıfı Selim Sırrı Paşa İzmit’te önemli bayındırlık etkinlikleri gerçekleştirdi.Örneğin bugün İzmit’in sembolü olarak kabul edilen ve Anıtlar Kurulu’nca da (Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) tescil edilmiş olan eski demiryolu kenarlarındaki çınarlar Sırrı Paşa zamanında dikilmiş ağaçlardır.
İzmit’te dokuma üretimi ilkel bir şekilde ilk kez II.Mahmud (1808-1839) döneminde başladı.Ancak bir süre sonra üretim yetersiz hale gelince Avrupa’dan makineler getirtildi ve ordunun gereksiniminin yanında halk için de yünlü ve pamuklu kumaşlar dokunmaya başladı.
19.yüzyılda Kocaeli yöresi ipek üretiminde Bursa ve Bilecik’ten sonra üçüncü sıradaydı.1890 başlarında tüm sancaktaki ipek üreten atölye sayısı otuzu bulmaktaydı.Dokumacılıkta öncü konumda bulunan İzmit’teki Çuhane Abdülmecit (1839-1861) döneminde kuruldu.Dolmabahçe Sarayı’nın perde ve döşemelik kumaş talebinin yanı sıra sarayda yaşayanların giysi gereksinimlerini karşılamak amacıyla 1843’te Hereke’de bir dokuma fabrikası kuruldu.
19.yüzyılda Kocaeli büyük göçlere sahne oldu.Kırım Savaşı (1853-1856) sonrası Tatarlar, 1855-1864 arasında Çerkezler kara ve deniz yoluyla gelerek İzmit’e yerleştirildi.1877-1878 Osmanlı –Rus Savaşıo sırasında Rumeli ve Kafkasya’dan göç eden toplulukların bir bölümü Kocaeli’nin çeşitli yerlerine dağıldı.Batum’dan gelenler daha çok Gölcük ve Sapanca’ya, Rumeli göçmenleri ise ilin çeşitli kasaba ve köylerine yerleşti.
İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ (1908-1918)
23 Temmuz 1908’de II.Abdülhamid 1876 Anayasası’nın (Kanun-ı Esasi) yeniden yürürlüğe konacağını ilan etti.Böylece yürürlükte olmasına rağmen işlerlik kazanamayan anayasanın uygulanması gündeme geldi.Özgürlüklerin ve siyasal yaşamın başlaması anlamına da gelen bu değişiklik, Kocaeli’nde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.Aynı gün saat 16:00’da İzmit’te gerçekleştirilen bir törende konuyla ilgili telgraf okunarak meşrutiyet İzmit halkının gündemine girdi.Daha sonra yapılan seçim sonucunda belirlenen üyelerden oluşan Meclis-i Mebusan (Heyet-i Mebusan) 17 Aralık 1908’de padişahın konuşmasıyşa açıldı.
İkinci Meşrutiyet adı verilen bu dönemin en belirgin özelliği, yıllardır baskı altında olan temel hak ve özgürlüklerin coşkulu fakat kontrolsüz bir biçimde yaşama geçirilmesidir.İzmit’te de özellikle toplantı ve gösteriler yapılarak kamuoyu tepkileri dile getirildi.Yapılan seçimlerin sonucunda Müfit Bey, Hafız Rüştü Bey ve Anastas Efendi milletvekili seçildi.İlk günlerin çoşkusu durulup Osmanlı Devleti gibi büyük ve sorunlu bir devletin yönetiminin kolay olmadığı gerçeği ortaya çıkmış olsa da, ülke genelinde yaşanan siyasal görüş ayrılıkları Kocaeli’ne pek fazla yansımadı.
Anayasada yer alan özgürlüklerin yaşama geçirilmesi her şeyden önce bu özgürlükleri düzenleyen yasa ve yönetmeliklerin çakarılmasını gerektirmekteydi.Özellikle başlangıçta bu yasal düzenlemeler yapılamadığı için devlet memurları ve subayların da yoğun olarak siyasetle uğraştığı görülür.Bu olgunun getirdiği sakıncaları önlemek amacıyla 1912’de hükümetin talimatı uyarınca İzmit mutasarrıfı Muhittin Paşa’nın yerel ve genel idareye bağlı memurların siyasetten ayrılması için yaptığı girişimler bir sonuç vermedi.23 Ocak 1913’te gerçekleşen Babıali Baskını’ndan sonra İzmit mutasarrıflığına getirilen Mahzar Müfit (Kansu) Bey ve ondan sonraki mutasarrıf İbrahim Süreyya (Yiğit) Bey’in yönetimi dönemlerinde gerek İttihat ve Terakki Fırkası’nın tek parti yönetimi olması ve gerekse savaşların (Balkan Savaşı 1912-1913 ve I.Dünya Savaşı 1914-1918 ) yoğunluğu nedeniyle aktif bir siyasal yaşam görülmedi.Bu dönemin en önemli olayı 1915’te yaşanan ve Ermenilerin güvenlik gerekçesiyle daha merkezi yerlere göç ettirilmesidir.Mazhar Müfit Bey’in dirayetiyle bu işlemin başarıyla gerçekleştirilmesine karşın yine de savaş sonrasında birçok kişi çeşitli suçlamalarla yargılandı.
1908-1918 döneminde İzmit Mutasarrıflığı’nda görev alan kişilerin çabaları ve halkın da gönüllü katkısıyla sağlık, ulaşım , eğitim, tarım ve hayvancılık alanlarında bir takım gelişmeler sağlandığı bilinmektedir.
1918- 1922 Milli Mücadele Dönemi
30 Ekim 1918’de I.Dünya Savaşı’nı bitiren ateşkes anlaşmasının (Mondros Mütarekesi) imzalanmasıyla birlikte Kocaeli’nde de yeni bir dönem başladı.Artık var olan siyasal, sosyal ve ekonomik yapı, köklü bir değişim sürecine girmekteydi.Bu değişimin ilk belirtileri İngiliz donanmasına bağlı gemilerin körfeze demirlenmesi ve İzmit’e asker çıkararak demiryolu ulaşımına, telgraf haberleşmesine ve donanmaya el koyması olarak ortaya çıktı.İzmit’te bulunan 1.Tümen işgal güçlerine rağmen 6 Nisan 1920’ye kadar bölgede güvenliği sağlamaya çalıştı.
Savaşın sona ermesiyle ittihatçıları başarısızlıklardan sorumlu tutma temeline dayalı bir siyasal yaşam gelişti.İzmit’te pek aktif olamayan Hürriyet ve İtilaf Partisi harekete geçerek Sulh ve Selamet Partisi adıyla İzmit’te örgütlendi.Başlangıçta taraflar arasında kırıcı bir hava olamamasına karşın zamanla yeni kurulan Teceddüt Partisi etrafında toplanan ittihatçılar ile İtilafçılar arasında çekişmeler başladı.Damat Ferit Hükümeti tarafından atanan Mahmut Mahir Bey’in taraflı idaresi, eski ittihatçıların tutuklanmalarına ve siyasetin yasadışı yollara kaymasına neden oldu.Bu siyasi mücadele tablosu, yeni eklentilerle Kocaeli’nin siyasal yaşamında bir süre daha etkisini sürdürdü.
Osmanlı Devleti’nin tebası olan Hıristiyan unsurlu bu dönemde beklentilerini hiçbir çekinme olmaksızın ortaya koyup gerçekleştirmeye çalıştı.Savaşın galibi olan devletlerden de güç alarak örgütlenme, sindirme, silahlanma faaliyetlerine giriştiler.Milli Mücadele’nin bastırılmasına yönelik hareketleri eylemli olarak desteklediler.Sonuçta kaderlerini bağladıkları güçlerin ülkeden çekilmesi sonucunda Kocaeli bölgesini terk etmek zorunda kaldılar.
Savaş sona erdiğinde ülkede bir yönetim boşluğu doğdu.İşgallerin başlaması ve galip devletlerin gerçek niyetlerinin su yüzüne çıkmasıyla birlikte, halk kendiliğinden işgal güçlerine karşı örgütlenmeye başladı.Bu oluşuma Kuva-yı Milliye adı verildi.
Diğer cephelerde düzenli ordu düzenine geçildiği halde, Kocaeli bölgesinde koşullar Kuva-yı Milliye müfrezelerine dayanan bir savunma yapılması zorunlu kıldı.Sivas Kongresi’ni izleyen günlerde İzmit’in Heyet-i Temsiliye’yi desteklemekte duraksadığı görülür.Mustafa Kemal Paşa’nın “İzmit gibi melce-i vatanperverin hariç kalmasını zaten tasavvur etmiyoruz” sözleriyle duraksama giderildi.İstanbul’da Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin iş başına geçmesinden sonra taraflar arasında yakınlaşma gelişti ve yapılan Meclis-i Mebusan seçimleri sonunda Sırrı Bey, Ali Bey ve Sapancalı Hakkı Bey İzmit sancağı mebusları seçildi. 1919’un son aylarında Kocaeli Yarımadası’nda Gebze bölgesi Kuva-yı Milliye müfrezeleri Yahya Kaptan’ın komutasına verildi.Fakat 10 Ocak 1920’de Yahya Kaptan’ın Tavşancıl’da şehit edilmesi sonucu bölgede bir sarsıntı yaşandı.
İzmit 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali edilmesiyle, Anadolu’ya geçiş için önemli bir kapı haline geldi.İstanbul Hükümeti ile Anadolu yönetimi arasında güç mücadelesinin yoğunlaştığı dönemde, İzmit sancağı Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasıyla bir toprak bölünmesi yaşadı.Geyve’de milli idareye bağlı bir mutasarrıflık oluştu.Afyon ve Eskişehir’de bulunan İngiliz kuvvetlerinin Geyve Boğazı’nı kullanarak çekilmesinden sonra bölgede kontrol kısmen sağlanabildi ve Anadolu’nun kapısı durumuna gelen İzmit ile çevresi yoğun olarak ilgi görmeye başladı.Ancak İstanbul Hükümeti adına hareket eden çeşitli unsurlar bu stratejik konumundan ötürü İzmit’i zorladı.
İngilizler İstanbul Boğazı’nın parçası olarak gördükleri Kocaeli bölgesine, Milli Mücadele süresince özel bir önem verdi.Fakat özellikle bölge halkının direnişi, burada istedikleri sonuca ulaşmalarını engelledi.Bölgeye takviye olarak getirilen Yunan tümeni Batı Cephesi’nde yapılacak büyük Yunan taarruzuna katılmak için geri çekilmeye başladı.Kocaeli gurubu ve milis kuvvetleri Yunan tümenini oyalamak için var gücüyle savaştı.
TBMM aynı günlerde II.İnönü Savaşı’nda yaralanan Miralay Halit Bey’in yerine Miralay Kazım (Özalp) Bey’i görevlendirdi ve bölgedeki kuvvetlere Mürettep (Düzenlenmiş) Kolordu adını verdi.
19 Haziran 1921’e kadar bölgede fazla hareket olmadı.Bu tarihten itibaren Adapazarı ve Sapanca’da toplanan Hıristiyan unsurların İzmit’e doğru göç ettirildikleri görülür.Bu göç sırasında çekilen Yunan askerleri yer yer köyleri yakıyor, yağmaladıkları eşya ve hayvanları da beraberlerinde götürüyorlardı.Söğütlü’den başlayan çekilmelerini gizlemek için diğer Kazım Bey’in yakılmasına fırsat verilmeden Adapazarı’nın kurtarılmasını emretmesi üzerine bütün birlikler kendilerine verilen istikametlerde ilerlemeye başladı.Akıncı kolu komutanı Halit Molla Yunanların çekiliş yollarını kesecek şekilde ilerleyince kent yakılmaktan ve katliamdan kurtuldu.Türk kuvvetleri Derbent –Suadiye –Çuha Fabrikası-Kullar yolunu izleyerek Bahçecik’e ve oradan Eşme-Ketenciler –Uzuntarla üzerinden İzmit’e yaklaştı.Bu arada Akıncı kolları da İzmit’in kuzeyindeki tepelere gelmiş bulunuyordu.Artık Yunan kuvvetleri ile Rumlar ve Ermeniler, kaçmalarına fırsat verilmeden kuşatıldı.Türk kuvvetlerinin kesin darbeyi İzmit’teki Yunan askerlerinde büyük bir paniğe yol açtı. Bahçecik’ten Değirmendere kıyısına kadar uzanan ve Kuva-yı Milliye müfrezeleri tarafından inatla savunulan hattı aşamayan iki Yunan alayı İzmit’in de düşmesini önlemek için geriye döndü.
Dönüş sırasında körfezin kıyısından geçen yolu kullanmak zorunda kalan alaylar Türk birliklerinin yan ateşine tutuldu ve 600’den fazla kayıp verdiler.Yunanlar İzmit’i elde tutabilmek için gemilerdeki bahriyelileri bile karaya çıkarıp, siperlere sürerek kentin üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalıştı.Türk kuvvetleri kentin üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalıştı.Türk kuvvetleri 20 km gerideki Hikmetiye –Derbent- Acısu –Uzuntarla hattına çekildi.25 Haziran’dan itibaren İzmit’teki Yunan askerleri ile silahlı Rumlar ve Ermeniler, gemiler ve kayıklarla İzmit’i terk etmeden önce yağma ve katliama başladılar.Yağma ve katliam 27-28 Haziran gecesi doruk noktasına ulaştı.Kentteki Fransız heyetinde görevli Tercüman Ahmet (Çeviren) Bey’in çabaları ile Acısu’daki Fransız Ruhban Mektebi’nde, belediye binasında ve istas-yonda toplanabilen Türkler katliamdan kurtuldu.28 Haziran 1921 sabahı 312 sivili katleden ve kenti ateşe veren Yunan askerleri şehri terk ederken, Türk süvarileri de kente girmeye başladı.İzmit’in kurtuluşu üzerinden daha altı saat geçmeden Kocaeli’nin seçkin ve özverili evlatlarından oluşan kuvvetlere Kütahya-Eskişehir cephesine yetişmeleri emredildi.Birlikler Yunanlarla savaşmayı da sürdürerek Samanlı Dağları’nı aşıp İznik’e indi.Bu arada bir kısım Yunan kuvveti de Değirmendere’yi, Karamürsel’i ve Yalova’yı yakarak bölgeden uzaklaştı.Yunanlar işgal süresinde toplam olarak 1.194 kişiyi öldürdü, 151 kişiyi yaraladı, 314 kişiyi de esir aldı, 192 kız ve 530 kadına tecavüz etti.
İzmit sancağı kurtulduktan kısa bir süre sonra ve mülki idare görevlilerinin de önemli çabalarıyla durum normale döndü.Ancak o sırada İzmit kurtarıldığı halde henüz vatanın tümünün kurtuluşu sağlanamamış durumdaydı.Temmuzda başlayan Kütahya- Eskişehir ve Sakarya savaşları sürerken kurtuluş sevincinin yerini endişeli bir bekleyiş aldı.
Buna karşın bazı çalışmalardan da geri durulmadı.Ulusal bilinci geliştirmek amacıyla Türk Varlığı Derneği kuruldu ve eğitime olabildiğince önem verildi.Yollar, demiryolları, limanlar hizmet verir hale getirildi.Ekonomik durumun düzeltilmesine çalışıldı.Sancağın adının “Kocaeli Sancağı” olması için teklif verildi.Hariciye Vekili (Dışışleri Bakanı) Yusuf Kema (Tengirşenk ) Bey, İstanbul’a giderken İzmit’te törenlerle karşılandı.15 Mayıs 1922 günü ise İzmir’in işgalini kınayan ve en kısa zamanda kurtulmasını dileyen destek toplantıları yapıldı.
Kocaeli bölgesinin bu heyecanı Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmit’i ziyaret etmesiyle en yüksek noktasına ulaştı.Bu önemli gezi Kocaeli cephesini denetlemek, İzmit sancağını ziyaret etmek, annesi Zübeyde Hanım’ı karşılamak, Hıristiyanlara Türkler tarafından zulüm yapıldığı propagandasını kırmak ve Türk dostu Claude Farrere ile görüşmek amacıyla yapıldı.
13 Haziran 1922 günü İzmit sancağına gelen başkumandan önce Adapazarı’nı ziyaret etti ve 17 Haziran günü öğlenden sonra binlerce kişi tarafından İzmit’e uğurlandı.
İzmit istasyonunda kendisini asker ve mülki erkan ile coşkulu bir topluluk karşıladı.İstasyonun üst yanındaki kasra, yolun iki tarafında toplananların tezahüratı ve kesilen kurbanlar arasından geçti ve burada sancak halkını temsil eden heyetlerle görüştü.
Ertesi gün Claude Farerre de geldi ve İzmitliler bu önemli konukların şerefine çay ziyafeti, müsamere, şenlikler düzenledi.Yapılan konuşmalarda Milli Mücadele’nin haklılığı ve başarıya ulaşacağına olan inanç dile getirildi ve 19 Haziran günü ise Gazi, yanına konuğunu da alarak saat 10:00’da İzmit’ten ayrıldı.
Mustafa Kemal Atatürk, gelişinde olduğu gibi dönüşünde de yol boyunca toplanan İzmitliler tarafından büyük bir coşku ve heyecanla uğurlandı.
26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin ardından yapılan takip harekatı sonunda Yunan kuvvetlerinin Anadolu’daki varlığı sona erdirildi.
Mudanya Mütarekesi’yle silahlı mücadele sona erdi, ulusal ve uluslar arası alandaki siyasi mücadele başladı.Bunların ardından 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilecek ve Türk Devrimi’nin yeni bir dönemi başlayacaktır.
|